Tanıdık Bir Efsanenin Öncesinde: Macross Zero

İşte bu ahval ve şerait içerisinde 20. yıla giriş yapan Macross hikayesi, klasik seride genel tasarımcı kademesinde olan Shoji Kawamori’nin bu kez farklı olarak yönetmen koltuğunda da yeraldığı bir prequel olan Macross Zero olarak ile geri döner. Yapım aynı zamanda Shoji Kawamori tarafından kurulan ve 20. yıldönümü sonrasındaki diğer Macross projelerini hazırlayan Satelight stüdyosunun ilk işlerinden birisi olmasına rağmen o sıralar akıcılığı düşük bir metot olarak kabul edilen CGI tekniğini hayli geliştirerek genele yayılmasında katkı sağlamış, teknik yönden oldukça güçlü bir seridir ve 5 OVA halinde yayınlandığı 2002-2004 arasında büyük ilgi toplayarak birçok insana Macross serilerini sevdirmiştir..

Macross Plus’un klasik Macross konseptini çok daha ileriye taşımasından sonra yapımcıların yeni bir Macross serisi yapmakta çekecekleri zorluk sanırım tahmin edilebilir. Buna bağlı olarak yaklaşık 7 yıllık bir suskunluktan sonra hazırlanan Macross Zero’nun da SDF Macross veya Macross II gibi klasik ekoldeki yapımlardan veya Macross Plus gibi farklı ama kendi konseptini aşan yapımlardan daha farklı bir yerde durmakta. Seriyi Amerika ve Avrupa gibi yerlere tanıtma amaçlı olan ve gerçek Mecha izleyicisinin hatırlamamayı yeğleyeceğini tahmin ettiğim Macross 7 serisinden sonra Macross Plus’dan alınacak bayrağı daha yukarı çekmek için yapımcılar daha büyük baskı içine girmişlerdi ve haliyle sonuç hem 4 yıllık bir çalışmanın ürünü olan Macross Plus’a cevap olarak görülebilecek olan, hem de 20 sene önceki klasik serinin mirasına yönelik bir evren ön anlatımı olan, 7 senelik bir çalışma ürünü Macross Zero oldu.

macrosszero

Macross Zero, serinin diğer yapımlarının aksine tarihsel bakışını Macross tarihinin ilk yıllarına uzatıyor ve bize ilk Protoculture kalıntılarına ulaşıldığı zamana tanıklık yaptırıyor. Orjinal serinin zaman dilimi akışında hikayenin başları ASS-1’in (“Alien Star Ship-1” yani ileride SDF-1 olarak anılacak kalıntı) dünyaya çıkılması ve oluşan büyük felaketin ardından uluslararası bölünmelerinin başlaması ve ilk bloklaşmalar gösterilmekteydi, fakat bu muallak birkaç cümleden fazlası da değildi. Seri, haliyle klasik yapıya sadık kalarak bakışını bu yöne odaklıyor ve hikayede tüm öğeler orjinal zaman akışıyla çakışmayacak şekilde yapılıyor. Ama serinin başlangıcından doğan, doğaüstü denebilecek tema ve olaylara da ev sahipliği yaparak bilimkurgu ile fantastiği aynı potada da eritebiliyor.

1999’da kilometrelerce büyüklükte, yabancı bir kalıntı olan ASS-1’in Güney Pasifik’deki Ataria Adası’na çakılmasıyla küresel bir kriz patlak verir ve bu insanlığın meçhul karanlık tarihine yönelik tüm bildiklerinin aslında bir hiç olduğunu ortaya çıkartır. Doğu Bloku bu küresel felaketi fırsat bilerek bu kalıntıları bir silah teknolojisi kaynağı olarak geri mühendisliğe tabi tutmaya girişince Birleşmiş Milletler’in aynı yola girmesi kaçınılmaz hale gelir ama bu aynı zamanda her iki tarafın da nükleer silahları son ana dek kullanmama yönünde bir strateji izlemesi üzerine bir açmazda kalmasıyla, Batı ve Doğu Blokları’nın dünyanın birçok yerinde olduğu gibi bu kez Pasifik üzerinde düşük yoğunlukta bir sıcak çatışmaya girmesiyle sonuçlanır.

20100510

2008 yılında, bu çatışmaların tam orta yerinde pilot Shin Kudou “Anti UN” adı verilen bu küresel ayrılıkçı yapılanmaya karşı savaş vermektedir ve ASS-1’in yarattığı küresel savaş ortamı Shin’i duyguları törpülmüş, çatışmadan çatışmaya koşturulan bir savaşçı haline getirmiştir. Rutin bir çatışmanın tam ortasında, o zamana dek görmedikleri bir Rus avcı uçağı SV 51 tarafından düşürülür ve gözlerini küçük bir adada açar. Ada kabilesi ve rahibe Sara ile karşılaştığı pek de nahoş olmayan karşılaşmanın ardından Shin hem adaya entegre olmaya, hem de savaşa geri dönerek meçhul pilota karşı öcünü almaya çalışır. Birleşmiş Milletler adaya beraberlerinde VF (Yani RoboTech kurgusunda Valkyrie olarak geçen Variable Fighter olayı) teknolojisinin ilk operasyonel örneği olan VF-0’larla çıkagelmesiyle bu savaşın büsbütün adanın huzurlu atmosferinin bozulmasına ve adanın ruhunun yeniden kükremesine varan bir dizi olayın patlak vermesine sebep olacaktır. Bu süre zarfında asla kendine ait bir hayatı olmamış savaşçı Shin, gelenekçi Sara, özgür ruhlu Mao, ölümün sınırında gülümseyen bir uçma sevdalısı Roy, kendi ideallerince bir adalet savaşı veren Nora’yla Ivanov’u ve tanrısal bir gücün peşindeki bilimadamı Hasford’u tanırız.

Yorumlar