Ekim Ayı Özel: Dünyanın Çeşitli Yerlerinden Cryptidler

El Pollo Maligno (ya da Pollo Malo, Kolombiya)

Inktober’in beşinci gün için verdiği kelime gayet açık: tavuk. Peki tavuk cryptid var mı? Olmaz mı? Pollo Malo, yani Habis Tavuk!

Karanlık yeni çökmeye başlamıştı, iki yanı ormanla kaplı yolda sadece cırcır böceklerinin sesi duyuluyordu. Yol ıssızdı ama boş değildi: Mavi bir Sedan, asfaltın tam ortasında çapraz dönerek devrilmişti. Üstteki kapı ardına kadar açıktı. Arabanın hemen yanında, yapışkanlı gibi görünen koyu renkli bir iz başlıyor, kalınlaşarak yolun ta iki yüz metre aşağısındaki eski kulübeye kadar devam ediyordu. Akşam çökerken, kulübenin arkasında dev bir gölge belirdi. Ağır ağır yürüyor, yürüdükçe etraf sarsılıyor, kulübenin eski tahtalarından çıkan gıcırtılar ağaçların hışırtısına karışıyordu. Mor semalarda kanlı ay gibi kıpkırmızı bir göz belirdi, şişkin bir silüet gökte tek tük parlayan yıldızları örttü: Bu gece kan dökülmüştü. Devasa yaratık, uçak burnu büyüklüğündeki gagasını açarak kurbanının kemiklerini yere tükürdü, sorguçlu başını geriye atarak, dağlara doğru incecik bir sesle öttü: “Ü ürü üüüüü!”

Evet, biliyorum, bu horoz değil. Ama öttüğünde civciv gibi incecik bir ses çıkardığı için böyle yazdım. Hem kafası atan tavuklar bazen horoz gibi ötebiliyor, bunun da kafası hep bozuk. Kusura bakmayın böyle hikaye filan yazarak biraz ciddiyetimi bozmuş olabilirim ama yani, civciv sesi çıkaran ve dev insan yiyen bir tavuk azıcık komik.

Bu tavuk yolculara musallat olur, ormanın derinliklerine çekerek yermiş. Eğer ikiden fazla yolcu görürse onlara doğru koşarak kurbanlarını korkudan delirtmeye çalışarak ayırır, semiz gördüğünü kendine çekermiş. Kolombiya’da ormanda kamp yaparsanız aman dikkat, kart oynar, şakalar yapar veya içerseniz çadırınıza Karagöz perdesi misali dev bir tavuğun gölgesi vurabilir: Üçünden de nefret eder, narkotik komiseri gibi yapanın başına dikilirmiş.

Kendisinden kurtulmanın tek yolu St. Miguel‘e dokuz kere dua etmekmiş. Pardon, St. Miguel de kim derseniz, baş melek olan Michael, yani Mikail. St. Michael, chicken diye aratınca karşıma St. Michael Kilisesi’nin ünlü kızarmış tavuk tarifi çıkmasın mı? Bizim bir camide şunu yapmazlar. Neyse, şimdi yok yere öfke çekmeyelim. Tavuğumuz daha çok erkeklere saldırırmış, özellikle yoldan ikiden fazla atlı geçiyorsa karşılarına çıkarmış. Bazen insan kılığında birini takip ederek, aniden malum formuna büründüğü de olurmuş. Karşısındaki paniklemezse, bir sarmaşığa dönüşerek onları hapsedermiş.

Sakın d&d oyuncusu kafasıyla “Ooo, kalabalık gidelim alırız, öldürürsek bol et çıkar!” diye düşünmeyin, “spirit” diye geçiyor, yani kötü bir ruhun can verdiği zombi tavuk gibi bir şey. Bizim market tavukları kadar kötü mü bilmiyorum, ama bence denemeyin. Yalnız amma ezdim yaratığı, Kolombiya’nın uzaklığına güveniyorum ama Hitchcockvari bir ölüme kurban gidersem bundan bilinsin.

Pek çok tavuğun aksine uçabildiği için ben çift kanatlı yaptım, bir de  şeytan kuyruğu ekledim. Kolombiya’daki orijinal efsaneyi öğrenemedim, ama epey İspanyol etkisi var gibi duruyor, vaktim olduğunda araştırmaya değer bir konu.

Barghest (Kuzey İngiltere)

Evet, altıncı cryptid‘imiz Barghest. Witcher oynayanlar hemen tanıyacaklardır, Harry Potter’ın 3. kitabı Azkaban Tutsağı’nda da Ecel diye geçiyor. Kendisi içinde şeytan bulunduğuna inanılan dev kara bir köpek. Aslında Barghest’in bir cryptid olduğundan emin değilim, ama Cryptid Wiki’de Hellhound kategorisinin altında adı geçiyor, ben de drooling, yani salya akıtmak fiili için onu seçtim. Aslında buna uygun bir cryptid daha var ama, onu şanına yakışacak başka bir kelimede kullanacağım.

Şimdi, -ghest eki “ghost” olabilir diyorlar, İngiltere’nin kuzeyinde böyle telaffuz ediyorlarmış. Ama Almanca geist da olabilirmiş, bu da dağ iblisi gibi bir mana taşıyor. Bu isim ayrıca habisleşmiş elflere, özellikle kötü yürekli ev cinlerine de verilirmiş.

Yorkshire bozkırlarında kum taşı dağları varmış, bunların arasında da Troller’s Gill denen bir kanyon bulunurmuş. İşte efsane buradan çıkmış. Kanyonda baktığını taşa çeviren kudretli, siyah bir iblis-köpek yaşarmış ve cesur -ama aptal?- bir adam, sihirli bir ritüel yaparak yaratığı kendine çekerek öldürmek istemiş. Ertesi gün cesedini bulmuşlar, bedeninde korkunç pençe izleri varmış.

Mekanın tipine bakın, valla ben de efsane olsam buradan çıkarım. Zamanla unutulmaya yüz tutan söylence, Bath’lı yazar William Hone’un 1830’da basılan bir kitabıyla canlanmış; kitapta Troller’s Gill efsanesini anlatan bir ballad yer alıyormuş. Hatta Sir Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes’un The Hound of Baskerville hikayesini yazarken bu olaydan esinlenmiş.

Nitekim yaratık hep kanyonda kalmamış; York’un arka sokaklarında insan avına çıktığı da olurmuş. Kuzey Yorkshire’da bir liman kasabası olan Whitby’ye de çok dadanmış. Barghest’la ilgili en ünlü efsanelerden biri ise 1870’ler civarında Darlington’dan (yine aynı bölgenin güneyinde) çıkmış: Kasaba sakinleri bölgeye biçim değiştiren bir yaratığın musallat olduğunu söylemişler. Yolcuları korkutup bir süre koşturduktan sonra alevler içinde kaybolan başsız bir süvariye, yine başsız bir kadına, beyaz bir kediye (D&D’deki Bezekira misali mi acaba), bir tavşana, sıradan bir köpeğe veya malum siyah köpeğe dönüşebiliyormuş. Bazen görünmez olurmuş, ama böyle gezerken şıngırdayan zincirler gibi ses çıkarırmış.

Harry Potter’da da geçtiği gibi, Barghest’in bir ölüm alameti olduğuna inanılır. Göründüğü kişi(ler) çok yaşamazmış. Nüfuzlu biri öldüğünde, arkasına civardaki tüm köpekleri toplayarak cenazeye gelir ve hepsi ulurmuş. Yoluna çıkana hiç acımadan saldırır ve pençesinin açtığı yara asla iyileşmezmiş.

Olur da bir Barghest kovalarsa hemen en yakındaki su kaynağına koşun ve içine girin; vampirler gibi onlar da sudan geçemezlermiş.

Bu arada, Troller’s Gill’de daha sonra fluorit madenleri açılmış. Yani köylünün teki dağın içine girip, kayanın içinde parlayan ışıltılı taşları devasa bir yaratığın gözü filan sanmış olabilir pekala. Gerisi zaten malum, hayal gücü.

Ben aceleyle bir dizi prop’una bakarak çizdim ama epeyce değiştirdim tabii.

Şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazıya kadar, esen kalın!

Yorumlar