Kitabı Okumuş Birisinin Gözünden “The Hobbit: An Unexpected Journey”

Troll’lerin hazinelerinden güzel silahlar yağmaladıktan sonra (bkz. Orcrist, Glamdring ve tabii ki de Sting) yine Hobbit kitabında olmayan, Radagast the Brown karakteri ile tanıştırılıyoruz. Radagast’ı da çok sevdim fakat filmdeki gayri-ciddi karakterler ve sahnelerin sayısı dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu gibi yerlerde Jackson’un yine ilk üçleme gibi bir film bekleyen seyircileri kaybetmeye başladığını bile hissettim sırf bunlar yüzünden. Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi kitapları arasındaki dağlar kadar atmosfer farkı filmlere de yansımış, yer yer Jackson bu farkı kapatmaya çalışmışsa da, Radagast gibi karakterlerle de yine arayı açmış… Ama Jackson’ın işini ondan iyi bilecek değilim, o yüzden hazır Bilbo da Sting’i almışken nostaljiye kaptırıp gerisini boşverdim.

"Radagast dur ben uyurken senin kafa... Ha... Neyse bişey yok iyisin, iyisin."

“Radagast dur ben uyurken senin kafa… Ha… Neyse bişey yok iyisin, iyisin.”

Radagast’tan hemen sonra Ork’lu kaçışma sahnesi ve ardından nihayet Ayrık Vadi’ye varıyoruz, orada Hugo Weaving, Christopher Lee, Cate Blanchett ve Ian McKellen’ı aynı karede görüyoruz, artık mutlu ölebiliriz. Hobbit, Bilbo’nun gözünden yazıldığından bu sahne kitabın kendisinde yok ama bize bu inanılmaz dörtlüyü bir arada gösteren Jackson’a bir daha selam gönderiyorum.

four

Nerdgasm’a hoşgeldiniz, günün spesiyali Christopher Lee’nin Morgan Freeman’ı utandıran sesi.

Kitabı okuyanları da, okumayanlar kadar şaşırtan sahnelerden biri de Thorin ve kafilesi (kitap okurların onları neler beklediğini bildiği) dağlara çıkıma sahnesi – ama aslında onlar dağ değil dev. Evet. Jackson kitaptaki aksiyon sahnelerinin eksikliğini böyle kapatma gereği duyuyor belli ki ama Freeman’ın yüzündeki ifadeler, bu sahneyi de değer kılıyor. Kitap’ta devlerden ve çıkardıkları seslerden bahsediliyor evet ama o bileti alırken, hiç böyle bir şey beklemediğim kesindi. Eh, kitabı okuyanları da şaşırtmak gerekiyor yer yer.

Gel gelelim Hobbit: An Unexpected Journey’in en can alıcı kısımlarına. Goblinler ve Ork’cuklar, kahramanlarımızı pusuya düşürüp cehennemin dibine götürüyorlar. Hayır, gerçekten. Burada Bilbo ve saz arkadaşlarının yolları ayrılıyor ve Bilbo ileride üç filme konu olacak bir yüzük buluyor.

Smeagol

Marketten aldım dokuz tane, eve geldim hepisini yönetecek bir tane. Nedir?

Smeagol’u yeniden görmek, ister istemez hepimizin yüzünü güldürdü, özellikle de henüz yüzüğünü geri almaya çalışan psikopat değil de, Hobbit yemeye çalışan bir psikopat olarak ayrı bir şirinliğe sahipken. Karanlıkta Bilmeceler sahnesi komik olduğu kadar gergin ve tüyler ürperticiydi. Açıkcası Troll’ler, Ayrık Vadi’ye geliş ve dağlardaki aksiyon odaklı değiştirilmiş sahnelerden sonra, burada bir çeşit kovalamaca gibi bir sahneden korkmuştum. Bu yüzden (kitaptaki kadar uzun olmasa da) bilmece yarışması hoş olmuştu.

Bilbo, Smeagol’la zeka kapıştırırken, cücelerimiz goblinlerle mahalle kavgası yaşamakta. Goblin kralı bölgesine Glamdring ve Orcrist ile gelinmesini racona uygun görmüyor ve haliyle kavga çıkıyor. Fakat cücelerimiz goblinlere esnaf dayağı çekiyorlar – sopa, sırık yetmiyor merdiven ve dev bir kaya parçası ile ortamı yıkıyorlar. Bu sahnenin verdiği gaz zaten film bittikten sonra bile devam ediyor, cüce olup goblin ordusu dövesim geldi.

goblin_king

Birader siz ne ayak? Ufacık boyunuz var türlü türlü huyunuz var?

Filmin son aksiyon sahnesi, Bilbo’nun cücelerle tekrar buluşması ve Azog’un onlara yetişmesiyle başlıyor. Kitapta burada Azog değil, kralları öldürüldüğü için sinirlenmiş goblinler saldırıyor (mekânda wargların olması da tesadüfen toplantı yapıyor olmaları), Bilbo da kopan düğmelerine yanıyor (o sahneye de kitap okuyucularıyla ‘inside joke’ niteliği taşıyacak mis gibi bir gönderme var, anlayan anladı). Ateşli bir dövüş sahnesinden ve Bilbo’nun kendisini kanıtlamasından sonra kartallar gelip kahramanlarımızı Carrock’a bırakıyor (Kendilerini zeki zanneden bazı insanlar gerek Yüzüklerin Efendisi serisi için, gerek Hobbit için “Madem kartallar çağırınca geliyor, Mordora/Erebora kadar taksicilik etselermiş,” gibi atımlarda bulunuyorlar. Bu sorunun cevabını Google yoluyla bulmak mümkün. Ben şahsen Oglaf yazarlarının olayla ilgili yorumunu tercih ediyorum.)

"Selamın Aleyküm, ben kartal Deus, bunlar da arkadaşlarım Ex ve Machina."

“Selamın Aleyküm, ben kartal Deus, bunlar da arkadaşlarım Ex ve Machina.”

Kitapta Carrock’ta uzun bir konuşma sahnesi var, ama filmde kartallarlala da kısa bir sohbet beklemek fazlaydı galiba. Eh, kitabı okumamış seyircilerin “Kartallar ne ara konuşmayı öğrendi?” demesinden kaçınan Jackson’u affediyoruz çünkü hemen sonraki sahnede Smaug kendisini gösteriyor.

smaug_eye

Eh, bir kısmını diyelim.

The Hobbit: An Unexpected Journey özetle Yüzüklerin Efendisi üçlemesi kadar karanlık olmadığından yanında biraz sönük kalmasına rağmen, Ortadünya’ya geri dönmek oldukça tatmin edici. The Desolation of Smaug’un incelemesi bir sonraki bölümde olacak, o vakte kadar sizi izlemeniz gereken 186 dakikalık görsel şölenle baş başa bırakıyorum.

Bu yazı, "Kitabı Okumuş Birisinin Gözünden Hobbit" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar