Rol Yapma Oyunlarında Korku Öğesi – Bölüm 5: Call of Cthulhu Taktikleri

“Hıh, ben böyle şeylerden hiç etkilenmem ki, beni kolay korkutamazsın,” diye biri oyun masasına geliyorsa şayet, burada size onu nasıl korkutacağınızı anlatmam hiçbir şey değiştirmez, çünkü yapmanız gereken ilk şey mümkünse onu masanıza almamaktır. Alacaksanız da, önce konuşun, sonra da bu oyuncuyu iyi gözlemleyin, bunlardan da öğrenecek çok şeyiniz var aslında. Anlattıklarınız sırasında çoğu insanın pür dikkat korku filmi izlemesi gibi gözlerini faltaşı gibi açsa da, oyunun sonunda genellikle korkmadığını söyleyecektir. Oyun yöneticisi deşarj etmelidir, doğru ama oyuncu da deşarja açık olmalıdır. Yazının başından beri anlatmaya çalıştığım şey de işte bu. Yönetici olarak, oyun kalitesindeki sorumluluğun sadece yarısı sizde.  Kapalı oyuncuyu korkutamazsınız. Kaldı ki, kapalı oyuncu da, o masada neden bulunduğunu bir sorgulamalıdır.

Korku oyunu oynamanın amacı, aslında herhangi bir rol yapma oyununun amacı deşarj olarak eğlenmektir. “Korkut bakalım beni Özlem,” diye masama oturan çok kişi gördüm. Normal hiçbir insan, bir başkasını şak diye korkutamaz. Hiçbir oyun yöneticisi, oyuncusunu belli bir süreçten önce manipule edemez. (Burada manipulasyon kelimesi, insanların belli bir hikayeye bağlanmasını sağlamak anlamındadır.) Siz yapabiliyorsanız gidin yeni Mentalist olun, buralarda harcanmayın. Gerçekten korkmak istiyorsanız oyuna kendinizi vermeniz, karakterinize kaptırmanız ve beklemeniz gerekir, çünkü yönetici de doğru anı gözleyecektir. Kıssadan hisse: Hep alır ve hiç vermezsen hiçbir şey elde edemezsin, hobide de, mesleğinde de, dünyadaki her şeyde. Kaliteli eğlence istiyorsan, çabalamaya hazır olacaksın. Bir karakter dahi oynamıyorsan, o zaman bu zaten senin için doğru bir hobi değil.

Köpek havlıyorsa bir bildiği vardır, girmeyeceksin.

Köpek havlıyorsa bir bildiği vardır, girmeyeceksin.

Doğaüstü olmayan faktörlere dair söyleyecek bir kaç şeyim daha var. Call of Cthulhu’da tarikatlar bulunduğu için bunların hiyerarşik yapısına kafa patlatmanız gerekir. Ezoterik anlayışı ve hiyerarşi içinde kendi güç savaşlarını senaryoya yedirmeniz gerekir. İnsanın olduğu her yerdeki yozlaşmayı göstermeniz, türün havasına uygun olacaktır. Oyuncuyu sürekli korkutamazsınız. Bunu hiç kimse yapamaz, hiç kimsenin de psikolojisi dayanamaz. Ara sıra bilindik şeyleri hikayeye koyup milleti rahatlatmanız gerekir. Politik kavgalar, gündelik hayatta baş etmesi gereken zorluklar da olmalıdır. Bu yazı dizisinin başında belirttiğim gibi, her korku canavarlardan gelmez, hatta bugün yaşadığımız ülkede korkacağımız son şey doğaüstü bir canavar olabilir.

Call of Cthulhu oyunlarında -özellikle tek atımlık oyunlarda fark ettiğim – başka bir sorun, özellikle D&D ya da WoD’dan geçiş yapan oyuncuların sıradan insan oynamaya pek alışamamasıdır. Hatta pek çoğuna sıradan vatandaş olarak yaşamanın sıkıcı gelmesidir. Aslında böyle düşünen bir grup için en kolay çözüm yolu bellidir; karakterleri Türk yaratın, İstanbul’un hem varoş, hem elit yerlerin olduğu eski semtlerden birinde başlatın. Kimse sıkılmaz. Ancak oyuncu “Türk’tür yapar” da diyebilir, saçmalamak isteyen oyuncuyu hiçbir bahane tutamaz. Kaçımız normal hayatında geceleri falan binadaki evrakları bulmak için binanın arkasından tırmanıp camı kırarak içeri girer? Daha da fenası, oyuncular polislere bile dayılanabilir. “Alarmı tetikledin, polis gelecek,” dediğimde “Ne olacak canım, oyun polisi,” diyen oldu bana mesela.

Böyle durumlarda acımayın. Oyunculara karakterinin başı kanunla derde girerse nasıl vahim bir duruma düşeceği açıkça belirtilmelidir. Gezi olaylarından öncesi ve sonrasında oyuncunun kanun çiğnemeye karşı tepkilerinde önemli farklar gördüğümü de söylemeliyim. Yani acemi oyuncularla haşir neşir oluyorsanız, zorunlu empatinin söz konusu olmadığı durumlarda, söz gelimi Amerika’da yahut Avrupa’da oynattığınız oyunlarda yine aynı problemi yaşayabilirsiniz.

2000+ kelimeye çıktığım ve az sonra “Bir Korku Öğesi Olarak Serkan Özay”la karşılaşmak istemediğim için, yüce eskilerin kullanımı ve rüya boyutlarını irdelemeyi sonraki yazıma bırakıyorum. Tam gaz devamı gelecek. 

Bu yazı, "Rol Yapma Oyunlarında Korku Ögesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar