Kitapları ve Filmleri ile Harry Potter Fenomeni: Azkaban Tutsağı

Elbette kitabın beş yüz küsür sayfasına yayılan ve bahsedecek daha tonlarca şey var. Büyücülerin animagus denilen bir yeteneğe sahip olabileceği ve bu şekilde hayvan şeklini alabileceği, (yine ilk kitapta Minerva’nın kediye dönüşümü bunun bir işaretiydi) bu hayatta babana bile güvenemeyeceğin gerçeğinin büyücü dünyası için de geçerli olduğu, Potter’ların ölümünün yakın dostları yüzünden olduğu, öteki tarafta Sirius gibi iyi huylu bir insanın bile yanlış bir kararı yüzünden Snape’in ölümüne sebep olabileceği ve ondan nefret eden, zorba olarak görülen James’in onu kurtarması gibi detaylardan mutlaka bahsedilmesi gerekiyor.

Gördüğünüz gibi bunca şeyden bahsettim ama Potterların ne yaptığına dair pek bir şey yazmadım. Doğrusu bu kitabın böyle bir etkisi var. Harry, Ron ve Hermione’in maceralarının bir hikayenin amacı değil de aracı olarak kullanıldığı tek kitap ve bütün odak noktamız geçmişin günümüze nasıl yansıyacağı. Bu katmanları gerçek kıldığı için Rowling’in kalemine ne kadar övgü dizsek az gelecektir. Öteki tarafta bu kadar derin bir anlatının sinemaya nasıl yansıtılacağı sorusu var. Doğrusu geçmiş iki filmde Chris Colombus bu işi gayet güzel kıvırmış, bayrağı Alfonso Cuaron ismine devretmişti, peki o ne yapacaktı?

Film

2004 senesine gelindiğinde sinemalar bir kez daha Harry Potter filmi ile şenlenecekti. Sırada Azkaban Tutsağı vardı. Chris Colombus’un bir takım fikir ayrılıkları ve çocukları ile ilgileneceği bahanesi ile seriden ayrılması üzücüydü. Yönetmen değişikliği bu tip serilerde olumlu sonuç veren bir şey değildi. David Heyman ismi Chris’i seçerek doğru bir iş yapmıştı. Bir sonraki isim ile onun da üstüne çıkacak ve belki de Harry Potter’in başına gelmiş en önemli şey ile tanışacaktık: Alfonso Cuaron!

Alfonso Cuaron’u dünyaya tanıtan filmin “Gravity” filmi olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bu filmle en iyi yönetmen oscarını da evine götüren Cuaron, bu kadar kısa bir filmografi ile eşine zor rastlanır bir başarıya imza atmıştı. Her ne kadar bu filmden önce “Children of Men” ile bir bilim-kurgu klasiğine imza atsa da, Gravity’nin onu bir anda star yönetmen seviyesine çıkardığını kabul etmeliyiz. Harry Potter’i çekmeden önce ise ülkesi Meksika’da çektiği bir iki uzun metraj filmle sükse yapmış bir kimseydi. Bu yüzden filmin başına getirilmesi riskliydi. Yine de ondaki potansiyeli doğru yorumlayan Heyman, bir altın madeni keşfetmiş olacaktı. Çünkü sonuç muazzamdı.

Harry Potter’ın En Başarılı Uyarlaması

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı, gişe başarısı açısından diğer filmlerin gerisinde kalsa da, eleştirel anlamda en beğenilen Harry Potter filmi olacaktı. Hatta öyle ki, aynı dönemde fırtınalar estiren Yüzüklerin Efendisi, Star Wars gibi yapımların seviyesine ulaştığı bile konuşuluyordu. Cuaron, kendine has karanlık görüntü yönetimi ve anlatım unsurları ile seriye yeni bir soluk getirmişti. Belki Colombus’un temelini attığı bazı şeyleri bozarak yanlış yapmıştı (mesela öğrencilerin kıyafetlerini, sıradan bir İngiliz lisesi üniformasına dönüştürmek) ama hikaye kurgusu ile ilgili aldığı kararlar ile bu kötü tercihlerinin üzerini örtebilecekti. Zaten beş yüz küsür sayfalık bir eseri uyarlamanın zorluğu ortadaydı. Her şeyi göstermek zordu ama her şeyin bir şekilde anlatılması mümkündü. İşte Cuaron’da bunu yapacak, hikayede elli sayfa anlatılan şeyi, beş dakikayı sıkıştırıp, onu sinemasal anlatım tekniği ile izleyicinin aklına kazıyacaktı.

Filmin afişi

Filmdeki görsel tasarımın gotik bir estetiğe kayışı, kimi hayranlar tarafından hoş karşılanmasa da, Ruh Emicileri ve Hogwarts’ı çok daha korkunç göstermiş ve kitabın sahip olduğu Sirius Black gerilimini de aktarmata çok önemli bir etki yaratmıştı. John Williams’ın son kez Harry Potter müzikleri yaptığı, “Lumos” ve “Double Trouble” gibi iki efsane şarkı ile veda edişi de filmin büyüsünü arttırıyordu.

Oyunculara gelindiğindeyse, müthiş bir Dumbledore portresi çizen Richard Harris’in vefat etmesi üzerine yerine seçilen Michael Gambon ile devam ediliyordu. Gambon, Harris kadar ağır ve bilge bir figür değildi. Her ne kadar bu filmde, eski oyuncuyu aratmasa da zamanla iki oyuncunun yorumu arasındaki fark hissedilecekti. Alan Rickman, Maggie Smith gibi oyuncuların tabir-i caizse döktürdüğü, kadroya yeni katılan David Thewlis ve efsanevi İngiliz oyuncu Gary Oldman’ın da katkıları ile oyuncu performansları zirve noktasına ulaşacaktı. Özellikle Gary Oldman’ın, Sirius Black yorumunu izlemek inanılmaz bir keyifti. Diğer yandan çocuk oyuncuların artık bariz öne çıkan performansları, onların gözümüz önünde büyüdüklerine şahit olmamız derken bu evrenin genişlediğini, bizle beraber yaşlandığını da anlamış oluyorduk.

Bu yazı, "Kitapları ve Filmleri ile Harry Potter Fenomeni:" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar