Kitapları ve Filmleriyle Harry Potter Fenomeni: Ateş Kadehi

Lord Voldemort ve İncil Referansları

Kızıl kedi gözleri, burunsuz ve kılsız yüzü ile Voldemort kötülüğün vücut bulmuş hali gibi. Harry’nin karşısına dirilerek çıkışı onu karanlık büyücüler için bir çeşit İsa figürü gibi kılıyor. Elbette bizim perspektifimizden bir anti-christ yani bir çeşit Deccal!

Bütün bu olayların mezarlıkta yaşanması veya bu İncil göndermeleri tesadüf değil. Hristiyanlık için kutsal olan bir bölgede en büyük günahlardan biri işleniyor ve ölüm sınırı aşılıyor. Tanrının kurgusuna karşı çıkan Voldemort figürü, yeraltına itilen kötülüğün o toprağı kazıp yeniden çıkmasını başarıyla temsil ediyor. Yine İsa’nın ve babası olarak görülen Tanrının unvanı olan “Lord” sözcüğü Voldemort için kullanılıyor.

İncil’de de Havva’yı kandıran hayvanın yılan olması ve Voldemort’un da yılana benzemesi bir başka metafor. Hikayenin Judas’ı olma misyonunu üstlenen Pettigrew ise şeytanın hemen arkasında. Tıpkı İsa’nın Havarileri gibi Voldemort’un da müritleri var. Rowling tarafından bilerek yaratılan bu ironi de doğru ile yanlışın bulanıklaşmasını gayet güzel anlatıyor.

Voldemort ile yapılan düelloda Harry ile Voldemort’un asalarının bağlanması ise birbirlerinin iz düşümü olan iki figürün ayyuka çıkması. Kendilerini öldürmeyi göze alamıyor oluşları, birbirlerini de öldüremiyor oluşlarına işaret ederken Harry’nin Hogwarts’a geri dönüşü ile artık yetişkinlere ait bir Harry Potter dünyası ile yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Saflığı, iyiliği temsil eden Hufflepuff’ın öğrencisi olan Cedric ölmüş ve kötülüğün tezahürü olan Voldemort geri dönmüştür. Artık bu dünyaya ait olan her şeyin kararma zamanıdır.

Kitaplardan yaşanan bu keskin dönüşümün film evrenine olan yansıması da büyük bir merak konusudur. Gerçekten kritik bir kitap olan Ateş Kadehini yönetmesi için Mike Newel ismi ile anlaşılmıştır ancak bu seçimin ne kadar doğru olduğu tartışmaya bir hayli açık olacaktır.

Film

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı’nın yapılmış en iyi Harry Potter filmi olduğunu söylemiştik. Ateş Kadehinin bunun üstüne çıkıp çıkamayacağı büyük merak konusuydu. Cevabı 2005 yılında alacaktık. Alfonso Cauron’un gidişi kuşkusuz büyük bir kayıptı. Temellerini Chris Colombus’un attığı film evreninin Cauron ile şaha kalktığını şahit olmuştuk. Cauron yerine seçilen Mike Newel ise İngiliz Sinemasının önemli isimlerindendi. 1994 Yılında Four Weddings and a Funeral veya Türkçe ismiyle Dört Düğün Bir Cenaze’yi çektiğinde eleştirmenler bu adamı övgülere boğmuştu.

97 yılında çektiği Donnie Brasco filmi ile Al Pacino, Michael Madsen ve Johnny Depp gibi isimlerle çalışma fırsatı bulmuş ve iyi bir suç hikayesi anlatarak yoluna devam etmişti. 2003’te gelen Mona Lisa Smile filmi düşüşünün habercisi olsa da geçmiş başarıları onu Harry Potter filminin başına getirmişti. David Heyman’ın ton olarak daha gençlere hitap eden bir film olmasını istediği Ateş Kadehi için Mike Newell seçimi hiç fena değildi ama film daha izlediği yol itibariyle kaybetmeye hazırlanıyordu.

Film vizyona girdiğinde eleştirmenlerden olumlu dönüşler aldı hatta Metascore’unun 81 gibi yüksek bir rakam olduğunu da dile getirmeliyim. Gişe rakamı açısından da bekleneni karşılıyordu. Yapımcı kadro için her şey yolundaydı ama izleyici kitlesi için ortaya çıkan iş hayal kırıklığıydı. İlk üç film ile yükselen ivmenin bu film ile böylesine bir kavis çizmesi onları sinirlendirmişti. Film kurgu açısından gayet iyiydi ve hikayesini izleyiciye iyi aktarıyordu ama kitabın başarıyla dizdiği tuğlaların eksikliği hissediliyordu.

Bu film Dursley’lerin gösterilmediği ilk film olma özelliğini taşıyordu. Harry’nin Kovuk’taki yatağında uyandığı sahne hayranları bir hayli üzmüştü. Dursley’ler bu evrenin çok önemli bir parçası ve bizim Hogwarts’ı niye özlediğimizin göstergeleriydi. Weasley’lerin Muggle dünyası ile olan ilişkilerini de başarıyla anlatan bu sahnenin tamamen atlanmış olması üzücüydü. Yangından mal kaçırır gibi Quidditch Dünya Kupasına geçilmesi ve bizi karşılayan o şaşalı stad atmosferi derken kendimizi hikayenin akışına kaptırmıştık ancak aniden kesilen maçın bünyede yarattığı şoku hala atlatamadığımı dile getirmeliyim. Filmin en eğlenceli anlarından biri olması gerekirken bu sahneyi kesmek kimin fikriydi gerçekten bilmiyorum. Elbette filmin erken zirve yapan temposunu dengelemek için bu sahnenin çıkarıldığını tahmin edebiliyorum ama bizi bu ana hazırlayıp oracıkta her şeyin sonuna atlamamızın beyinde bıraktığı hasar da kolay tamir edilemez.

Brendan Gleeson, Ralph Fiennes ve David Tennant

Bu filmde tanıştığımız yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Öğretmenini İngiliz aktör Brendan Gleeson oynuyordu. Daha sonra oğlu Domnhall Gleeson’da Bill Weasley’i oynayacaktı. Brendan’ın Moody performansı kitapların içinden çıkmış gibiydi. Filmi taşıyan isimlerin başında geliyordu. Elbette diğer tarafta az sahnesiyle bile iz bırakan bir David Tennant unsuru vardı. Filmin gizli kötü adamını oynayan Tennant’a biraz daha oynama süresi verilse Harry Potter filmlerinin en unutulmaz ismi olabilirdi.

Filmin yeni oyuncularından biri de Lord Voldemort’u canlandırma şerefine erişen Ralph Fiennes. Çoğu izleyici kendisi Schindler’s List’in psikopat nazi subayı olarak hatırlar. Bu role seçilmesindeki referansın o karakter olduğuna dair düşüncem var. Çünkü ifadesi ve bakışlarıyla saf kötülüğü yansıtacak mizaçta bir oyuncu kendisi. Üstelik yılanvari bir yüzü de var. O açıdan olabilecek en doğru cast seçimlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Zaten kitabı okumuş biri olarak Rowling’in yazdığı satırları birebir canlandırarak rolün de fazlasıyla hakkını vermiş.

Her filmde oyunculuklarının üstüne koyan Daniel, Emma ve Rupert üçlüsü bıraktıkları yerden yükselmeye devam ediyorlar. İlk defa bu filmde uzun saçlarla endam eden Ron ve Harry’i böyle bir evreden geçirme fikri bence isabetli olmuş. Özellikle Ron uzun saçlarıyla tam anlamıyla bir Gryffindor aslanı gibiydi ve devam filmlerinde de öyle devam etmesini isterdim. Ana kadroya ek olarak dahil olan bir de Cedric Diggory ve oyuncusu Robert Pattison var. Daha Twilight’ın bir fikir olmaktan öteye geçmediği bu dönem de kendisi bu filmde yer almıştı. Ateş Kadehi filmi ile yapılmaya çalışılan genç-fantastik film türü için de jön vazifesi görmesi ve bu janrın tepe filminde başrol oynayacak olması da gayet enteresan bir durum olmuş.

Bu film değişen tek şey yönetmen değil elbette. Efsanevi müzisyen John Williams’ta yerini Patrick Doyle’a bırakıyor. Doğrusu çok bilinen bir müzisyen olmasa da film için tadında besteler yapabilmiş. Özellikle turnuva atmosferini yansıtmada parçaları çok başarılı buldum. Tabii Williams kadar imza müzikler yaratamıyor ama şahsen Quidditch Dünya Kupası için bestelediği müziği bayağı tutmuştum.

Hugo Ödüllü Kitap ve Gişe Rekortmeni Film

Sonuç olarak Ateş Kadehi, ilk üç filmin seviyesine çıkamasa da kendi başına başarılı bir film. Newell’ın uyarlama yapmak konusunda alması gereken dersler olduğu ortada. Daha sonra çektiği Prince of Persia uyarlaması da bir o kadar eğlenceli ancak başarısızdı. Bugün ismi eskisi gibi anılmıyor ve bunun sorumlularından biri de bu film. Film için yapılan tercihler, hedef kitle stratejisi gibi unsurların tamamı yanlış ata oynamak üzerine. Elbette yapımcılar hayranlar kadar tutucu değil ama Rowling’in de eserinin bu şekilde haşat edilmesine göz yumması her daim beni üzmüştür. Sonuçta 800 sayfalık bir kitabı uyarlamak zor bir meşgale ama kitabın özünü kavrayıp onu beyazperdeye yansıtmak nadir yönetmenlere has bir beceri.

Kitapları ve filmleriyle Harry Potter fenomeninde Ateş Kadehini detaylı şekilde incelemeye çalıştım. Bir geçiş kitabının nasıl yazılması gerektiği ve bir evreni genişletmeye dair fazlasıyla ders çıkarılacak bir kitap. Aynı şeyleri film için söylemek zor ancak kitaptan bağımsız izlenildiğinde elinizde gerçekten sürükleyici bir film var o yüzden emeği geçen insanları büyük tebrik etmek gerekiyor. Bir sonraki durağımız Zümrüdüanka Yoldaşlığı olacak. Yaklaşık 1200 sayfalık bir kitap nasıl kendini okutur, iki saatlik film uyarlaması ile nasıl bir sonuç ortaya çıkar hep beraber göreceğiz, o zamana kadar sihirle kalın, iyi günler.

Bu yazı, "Kitapları ve Filmleri ile Harry Potter Fenomeni:" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar