The Last Man on Earth – Kıyamet Sonrası Komedi

Kıyamet sonrası dedin mi orada bir dururum. Pek sevdiğimiz Ayhan Sicimoğlu abinin “hastasıyım” lafını hatırlarım. Ben de kıyamet sonrası hikayelerin hastasıyım arkadaş! İçten içe Dünya’nın yok olmasını, insanların ölmesini mi diliyorum bilinmez, bu türe ait eserlere karşı ayrı bir ilgim olduğu doğrudur.

Türün doğası gereği, kıyamet sonrası eserler sıklıkla bilimkurgu olur. Doğal olarak da aksiyon (Mad Max), gerilim (The Divide), korku (The Mist) ya da dram (Road) olabilirler. Örnekler çoğaltılabilir, alt türe ait çoğu eser yukarıdaki türlerin bir ya da birden çoğunu içinde barındırır.

The Last Man on Earth (bundan sonra TLMOE diyeceğim) ise söz konusu türün içinde görmeye alışkın olmadığımız şekilde bir komedi dizisi olarak karşımıza çıkıyor! Evet Dünya’daki hemen herkes ölmüş durumda ancak bu çok komik!

Tek tabanca Phil

Tek tabanca Phil

“Sen psikopat mısın arkadaşım? De get deli deli konuşma!” demeden önce bir durun. TLMOE cidden bir komedi, zira adından da anlaşılacağı gibi hayatta kalan son adamı konu alıyor. Ancak bu adam oldukça tuhaf bir tip. Sabahtan akşama kadar saçma sapan işlerle uğraşıyor, içine her türlü içkiyi koyduğu bir şişme botun içinde yatıyor ve bir yandan onları içiyor, boş bir havuzun tramplenini ortadan kesip havuzu helaya çeviriyor, bir sürü cam akvaryumu üst üste dizip aralarından arabayla geçiyor, Beyaz Saray ve ABD’nin çoğuna yayılmış ünlü eserleri kendi evine getirmekle vakit harcıyor, çoğunlukla altında boxer kilot ve ayağında botlarla geziyor.

Yani ezik bir karakter olarak hep yapmak istediği şeyleri yapıyor, yaşamak istediği lüks hayatı yaşıyor. Tek bir sorun var, o da etrafında başka insan olmaması! Böylece aynı zamanda azılı bir sosyopat olan Phil “Tandy” Miller kardeşimiz, serinin ilk sezonu boyunca akla hayale gelecek ya da gelmeyecek çoğu saçma fantazisini deniyor. Phil Miller’ı oynayan ve aynı zamanda serinin yapımcısı olan Will Forte’yi ben 30 Rock’taki absürd Paul rolüyle hatırlıyorum. O yüzden adamın tarzına adapte olmam pek fazla zaman almadı.

DİKKAT! Yazının bundan sonraki kısmı SPOILER içerebilir!

Fakat artık tam hayatından vazgeçmek üzere olduğu noktada, garip bir araba oraya geliyor. İçinden “Dünya’da son kadın kalsa yine onunla sevişmem” türünde geyikleri yapanların bileceği türde (Ben yapmıyorum ya, bizim bir arkadaş var o şey etmişti ben ona ondan öyle şey dedim…) bir hatun iniyor. Yine 30 Rock’ta Hazel rolünü oynayan Kristen Schall’ın harika bir şekilde canlandırdığı Carol karakteri tükenmiş bir Dünya’da görmek isteyeceğin en son kadınlardan biri olduğunu ilk dakikalardan itibaren belli ediyor. Çirkin, zeki değil ve rahatsız edici derecede tutucu bir karaktere sahip olan Carol, istemeden de olsa Phil’e hayata tutunmak için bir sebep veriyor. Sonrasında da beraber olmak için “evlenmek” şartı koyuyor. Carol’u özetle derseniz kimsenin olmadığı bir Dünya’da kırmızı ışıkta durmayan Phil’i “Sen ne biçim adamsın dursana ışıkta!” diye azarlayan biri olduğunu söylerdim sanırım.

Yorumlar