Ökkeş Serisi – Sınıf Ayrımı Gölgesinde Bir Çocuk Klasiği

4 – Ökkeş Kapıcı

İşte Ökkeş’in ilk defa uzun süreli olarak şehir hayatı ile tanışmasıdır. Şehirde kapıcılık yapan dayısı, yanına bir süreliğine Ökkeş’i almak ister. Ökkeş de buna çok meraklıdır, hep hikayelerini duyduğu şehir ve o koca koca binaları yakından görecek, birinin de içinde yaşayacaktır! Ökkeş açısından bu çok büyük bir olaydır.

Köy hayatından, kent hayatına geçişteki toplumsal kırılma bu kitapta uç noktalardadır. Ökkeş asansör gibi temel bir gerçeği bile kavramakta güçlük çeker. Hele evlere yemek servisi yapan lokantalar, köy yaşantısına ait biri için düşünülemeyecek bir olgudur. Ökkeş hayal bile etmediği ölçüde farklı bir Dünya’da bulur kendisini.

Bu yüzdendir ki bir süre sonra babasını, nenesini ve esasen de köyünü özler ve planlanandan çok daha kısa süre şehirde, dayısı ile birlikte kalır. Tabi Ökkeş’in dayısının, şehirde kapıcılık yapıyor oluşu da bize Ökkeş’in gelecekte ait olacağı toplumsal sınıfı net bir şekilde anlatır. Ökkeş bir gün şehre gelirse, aynı toplumsal sınıfın bir parçası olacak, dikey sınıf geçişini muhtemelen hiç bir zaman sağlayamayacaktır. Zira bu sınıf farkı, köyden kente göç eden ve köyde edindiği becerilerin, eğitimin, kent hayatında kendine yer bulamadığı köylü sınıfının temel hizmetlerden öteye gidememesine dayanan çok daha eski bir ayrışmadır.

5 – Ökkeş İşportacı

Bakkalların yaygınlaşamadığı, market zincirlerinin hiç olmadığı dönemlere ait bir meslektir işportacılık. Özetle, kendi eşeği ya da aracı ile köyler arasında gezen bir bakkal dükkanıdır. Temelde bir işportacı, köylünün hayati bir şekilde ihtiyacı olmayan şeyleri satar. Yumak iplikler, sakızlar, aynalar, işleme örtüler vs.

Bu bağlamda bakarsak bir işportacı, sistem içinde talebi olmayan ürünler için kendisi hem arz hem de talep yaratır. Doğal olarak çıkarılacak sonuç, bir işportacı, bilinçsiz bir şekilde de olsa kapitalizmin köy hayatına sızmasını temsil eder. Her ne kadar gittiği köylerde akraba, asker arkadaşı ya da dostlarının evinde kalıp, onların sofrasına oturarak geleneksel Türk kültürünün uzantılarını yaşıyor, ve yaşatıyor olsa da…

Hikayede, Ökkeş’in babasının işportacı bir arkadaşı Ökkeş’i pek bir sevmektedir. Ökkeş de o köy senin, bu köy benim gezen bu adamın hikayelerinden pek bir etkilenmekte, bir gün o köyleri kendisi de görmek istemektedir.

Hal vaziyet böyle olunca, işportacı, Ökkeş’i yanına çırak olarak alır. Fakat Ökkeş de çıkacağı bu uzun yolculukta yanına pek sevdiği köpeği Karabaş’ı da alır. Hikayenin kırılma noktası da buradan çıkar. Henüz gittikleri ilk köyde Karabaş, köyün diğer köpeklerinin saldırısına uğrar ve kaçıp gider. Ökkeş’in aklı da Karabaş ile birlikte gider. Tadı tuzu kaçar, köpeğini bulamadan ne yemek yer ne uyur. Nihayetinde köpeğini bulduğunda da aynı şeyler her köyde olacak korkusu ile işportacılık hayatını başlamadan bitirme kararı alır ve köyüne geri döner.

Lunapark ve Kurt avında hikayelerinde para konularına biraz değiniliyor olsa da Ökkeş’in (ve okuyucunun) maddiyat ile tanışması bu kitapta olur. Ökkeş ilk defa veresiye denen şey ile tanışır, ilk defa aynı malın farklı alıcılara farklı fiyatlardan verildiğini görür ve ilk defa yoksulluğun da kendi içinde farklı seviyeleri olduğunu fark eder.

6 – Ökkeş Bahçıvan

Bu oldukça tuhaf bir hikayedir ve serinin geri kalanından çok farklıdır. Bir kere bu kitap bir Ökkeş hikayesi değil bir Bayram (Ökkeş’in babası) hikayesidir. Bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bu hikayede baş rolde Ökkeş yoktur, tamamlayıcı rolündedir. Hatta tamamlamaktan çok hikayeye aroma vermekle yetinir. Fakat kitabın rengi ve anlatımı öyle serttir ki Ökkeş bile bunu tam anlamı ile yumuşatamaz.

Hikayede Bayram artık yoksulluktan, başkalarının emrinde ırgatlık yapmaktan bıkmıştır. Aldığı taşlık, kayalık tarla ile uğraşıp “kendi tarlan olmazsa bir hiçsin” diye düşünerek çalışmaya başlar. Kısacası Bayram, proleteryadan (işçi sınıfı) çıkıp burjuvaziye (kapitalist sınıf) geçiş yapmayı dener.

Bu ürün vermesi imkansız olan tarlayı, tüm köylülerin dalgalarına, alaylarına ve olumsuzluklarına aldırmadan işlemeye koyulur. Bir de tarla üzerinden bir kaç kötü niyetli köylü ile iddiaya girerler. Nihayetinde Bayram ve oğlu Ökkeş, ve hatta annesi (yani nene) el ele çalışarak tarlayı işlemeyi başarırlar.

Kitap çok aleni bir şekilde, emeğin ve işçi sınıfın gücünü okuyucuya anlatır. Sağa sola sapmadan, hatta mizah yapma derdi bile bulunmadan çalışmanın erdemlerini, sınıf farklarını ve insanların bencilliğini yüzümüze çarpar. Tüm bu yönleri ile Ökkeş serisi içinde, apayrı bir kitap olarak görülebilir.

7 – Ökkeş Otoparkta

Bir önceki kitapta her ne kadar Bayram’ın sınıf geçişini başardığını görüyor olsak da bu kitapta o mücadelenin kaybedilmiş olduğunu görürüz. Bayram maalesef sınıf geçişi yapamamıştır. Köyde iş de olmadığı için aile İstanbul’a göçmüştür. Bayram inşaatlarda çalışır, Ökkeş ise kirada oturdukları gecekonduları ile aynı yerde bulunan bir diğer çocuk Hasan ile birlikte taksi durağında araba yıkamaya başlar.

Köy hikayelerinin renginin yerine griye bırakması altıncı kitapta olmaya başlamışsa da bu kitap yine eğlenceli Ökkeş’i hikayenin merkezine koyar. Her ne kadar artık köydeki o masumiyet henüz korunuyor olsa da artık bir şehir hikayesi anlatmaktadır. Şehir ile köyün en temel farklılığını simgeleyen otomobilleri ve onların en yoğun hareket halinde oldukları taksi durağının da seçilmesi tesadüfi değildir.

Bununla birlikte Hasan’ın varlığı, Ökkeş’in şehir hayatına bir tepkisidir aslında. Hasan, Ökkeş’in köyünün hatırladığı hali gibidir, dürüst, samimi ve kucaklayıcıdır. Bu yüzden Ökkeş’in şehir hayatına geçişi, bu yeni karakter sayesinde o kadar da yıkıcı olmayacaktır. Ökkeş, Hasan sayesinde o bilindik esprilerini ve bakış açısını bir süre daha koruyacaktır.

Yorumlar