Suicide Squad: Bir Türün İntihar Filmi

Yönetmen David Ayer’ın yaptığı bir diğer önemli hata da filmi müziğe boğması. Bu da sinema derslerinde bize ilk öğretilen şeylerden biridir: Müzik filmin önüne geçmemeli. Geçerse bu film değil, klip olur. Bu elbette sinemada müziğin kullanımı üzerine tartışmalara gebe olacak bir yaklaşım, ama burada bahsedilen şey bu değil. Film neredeyse her beş dakikada bir arka plana hareketli bir müzik koyup hikayesini anlatıyor. Kıyasıya bir aksiyon sahnesi izlemek istediğimiz anlarda bile devreye müzik giriyor ve izlediğimiz şey bir ton klibin birleştirilmesinden oluşan bir şeye dönüşüyor. Bu açıdan ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız Captain America: Winter Soldier filmindeki Bucky ve Cap’in ilk dövüş sekansını veya The Dark Knight’daki trafik kovalamaca sahnesini izlemenizi tavsiye ederim. Bu arada filmin müziklerinin başarılı olduğuna katılmakla birlikte parça seçimlerini yine öğrenci işi olduğunu düşünmekteyim. Bu açıdan keşke Zack Synder’ın seçimlerinden biraz ders alınsaydı diyorum.

Oyunculuk mevzusuna gelirsek, belki de filmin en büyük artısı. Cara Delevigne hariç bütün oyuncular hem keyifli hem de arzulu oynamışlar. Jared Leto az gözükmesine rağmen ona yazılan karakteri gayet yaşayarak oynamış, aynı şekilde Margot Robbie kendini Harley Quinn ile birlikte aşmış diyebilirim. Will Smith artık alışılagelmiş personasını oynasa da gayet iyi bir performans çıkartmış. Onun dışında Jai Courtney filmin gizli kahramanlarından diyebiliriz. O aksanı ve vücut diliyle filmin en keyifli anlarını sunuyor diyebiliriz. Tabii bir de Cara Delevigne sorunu var ki, biz bunu daha seçimler yapıldığından beri söylemiştik. Mankenden oyuncu olmayacağı ülkemiz topraklarında defalarca kanıtlanmış bir şey. Kenan İmirzalıoğlu ve Kıvanç Tatlıtuğ gibi örnekler bile sonradan sıkı eğitimlerle bir yere gelmiş isimler ki, ilk performansları içler acısıdır. Cara’nın önceki işleri de yetersiz oyunculuk performansları vermişken bu seçim niye yapılır ve niye öne çıkan süper kötü olarak konulur? Yazar burada yönetmene ağır biçimde sitem ediyor.

57a490d9201a0.image

Son olarak filmin kendi janrından diğer filmlere kıyasla düşük bütçeli olduğu bilinen bir gerçek, ama daha kötü bir efektçiyle anlaşılamazdı herhalde. Enchantress’ın siyah dumanları bizdeki Dabbe filmlerini aratmayacak cinste yapmacık, metro sahnesiyse tam anlamıyla dibe vuruştu. Elbette film iyi olsa bunlar göze batacak şeyler değil, ama işte biraz iyi şeyler görmeyi bekliyor insan.

Daha izleyici dostu kısımlara gelirsek; filmin hikayesi iyi, ama bu hikayeyi anlatışını sıkıntılı buldum. Hikaye temelli filmlerin beş kısım üzerinden şekillendiğini söyleyebiliriz. İlk olarak bir giriş yapılır ve film bunu gayet eğlenceli bir şekilde yapıyor. Ardından bir olay olur ve maceraya giriş yaşanır ki, film bunu da gayet iyi şekilde kotarıyor. Üçüncü aşamada film bir yükselme yaşar ve kahramanlarını o yükseklikten bir güzel aşağı atar. Film bu kısımda sos vermeye başlıyor. Karakterlerini has kötüye karşı birleştirip, onları kendi yetenekleri doğrultusunda bir güzel savaştırıyor ama düşüş kısmı fazlasıyla hızlı geçiştiriliyor. Karakterlerin mücadele açısından değil de ruhsal olarak düşüş yaşadıkları bu kısımda bazı karakterizasyon sorunları ortaya çıkıyor. Bu kadar insan öldürmüş, işkence etmiş hatta yemiş(!) karakterlerle özdeşi kurdurmaya çalıştırmayı anlarım da, onları birer iyilik perisine dönüştürme çabasını anlayamıyorum. Belki Deadshot ve El Diablo tarzı karakterler olur, ama Killer Croc ve Harley için bana iyi bir açıklama yapmak zorundasın!

SUICIDE SQUAD

Yeniden hikaye akışına dönersek, dördüncü aşamada kötü karakterle yüzleşme kısmı gelir ki bu yüzleşme hem kısa hem de çok başarısız şekilde gerçekleşiyor. El Diablo ile Incubus’un mücadelesi iyi olsa da dansöz gibi kıvıran Enchantress ile yapılan mücadele gerçek anlamda klişelere ve slow-motion’a boğularak izleyici küstürülüyor. Bir ara dövüşürken sisli bir ortam oluşuyor ve seri kurgu içerisinde kim kime vuruyor belirsiz bir hal alıyor. Üstelik Harley’nin Enchantress’ı kandırma girişimi hatta orada, “Arkadaşlarıma bulaştın…” diyecek kadar klişelerin sınırlarını zorlaması benim sinirlerimi bozan anları oluşturuyor.

Hikaye, olayları bir sonuca bağladığı aşamada ise resmen Deadshot ve Harley dışındakileri o kadar umursamadığını kanıtlar bir şekilde onların sonlandığı bir iki sahne ile yapıyor finalini. Deadshot’ınki yine eğlenceli iken, son saniyede prensesini kurtaran prens finaline ne desem bilemedim doğrusu.

Yorumlar